Salı, Mayıs 05, 2009

Acının gizlediği armağan

Bir gün okyanusta yol alan bir gemi kaza geçirerek battı. Gemiden sağ kurtulan adamı, dalgalar küçük, ıssız bir adaya kadar sürükledi.

Adam ilk günler kendisini kurtarması için
Allah'a yakardı ve yardım bulurum umuduyla ufka baktı. Ama ne gelen oldu, ne giden…

Daha sonra rüzgardan, yağmurdan ve zararlı hayvanlardan korunmak için ağaç dallarından ve yapraklardan bir kulübe yaptı. Sahilde bulduğu, gemiden arta kalan konserve, pusula gibi eşyaları bu kulübeye koydu.

Günler hep aynı şekilde geçiyordu. Balık avlıyor, pişirip yiyor ve ufku gözlüyor, kendisini kurtarması için Allah'a dua ediyordu. Bir gün tatlı su getirmek için yürüyüşe çıkmıştı, geri döndüğünde kulübesinin alevler içinde yandığını gördü. Duman, dans ede ede göğe yükseliyordu. Başına gelebilecek en kötü şeydi bu.

Keder ve öfke içinde donakaldı. Şimdi bu ıssız adada, başını sokabileceği bir kulübe bile kalmamıştı. "Allah'ım, bunu bana nasıl yapabildin?" diye feryat etti. O geceyi keder ve üzüntü içinde geçirdi. O kadar dua ettiği halde, başına bu olay geldiği için sitemler etti.

Ertesi sabah erken saatlerde, adaya yaklaşmakta olan bir geminin düdük sesiyle uyandı!
Bitkin adam kendisini kurtaranlara sordu;
"Benim burada olduğumu nasıl anladınız?"
Cevap onu hem şaşırttı, hem de utandırdı:
"Dumanla verdiğiniz işareti gördük!"
.

Canımızı sıkan, göz yaşlarımızı inci gibi döküveren olaylar sessiz bir kurtuluş çağrısı, bir mutluluk davetiyesi belki de… İlk bakışta dayanılmaz gelen acı anlar, sonrasında kalbimizi kuş gibi hafifleten, ruhumuzu ısıtan tatlı tecrübelere dönüşüyor. Aydınlıkta seçemeyeceğimiz bir ışık, karanlık basınca fenerimiz oluyor. Keyfimiz yerindeyken burun kıvırdığımız tavsiyeler, yaslı anlarımızda imdadımıza yetişiyor. İyilik hallerinde sırt çevirdiklerimiz, zor anlarda sırtımızı dayadıklarımız oluyor.

Hikayede yanan kulübenin dumanıyla kurtuluş umudunun yeşermesi gibi, yaşamımızdaki kırık dökükler, yıkıntı ve ziyanlar, kayıp ve yenilgiler yenilenmenin, yeniden doğuşun tohumlarını ekiyor aslında…Acı, derinlerinde gizlenen tatlı hediyelerle dolu. Yapmamız gereken, acıyla barışıp onu çözümlemek, gizlediği armağanı kalbimize buyur etmek…

8 yorum:

Metehanın annesi Şirin dedi ki...

ne hoş bir hikaye...paylaşımiçin teşekkürler canım...

melekleri gördüm...maşallah yaa..bayılıyorum onlara..fıstıklar..öpüyorum..

çise ve annesi... dedi ki...

süpersin çok güzeldi...

zehra dedi ki...

ne guzel yazmıssın ıcıme bır sakınlık coktu dusundumde cok dogru acıların telaselerın yada dıger seylerın gecmesını beklersek hıc bır zaman huzuru ve mutluguu yasayamayız

SMİLENA dedi ki...

ne güzel bir hikaye arkadaşım.hepimizin çıkarması gereken bir sürü ders var içinde..
umarım senin sıkıntıların da biraz hafiflemiştir canım arkadaşım.
lütfen hediye çekilişine yorum bırak.belki meleklerinin şansı olur...

kendimce bişey yaptım.birilerini hafif de olsa gülümsetebilmek hoşuma gidiyor.
çok öptüm

kubra zeynep kara dedi ki...

ne kadar güzel bir hikayee çok hoşuma gitti.

lori dedi ki...

harika bi hikayeymis, sular bulanmadan durulmaz ki.. "her iste bi hayir vardir" derler.. ey ne hos bi hikaye yaa. walla cok hosuma gitti.

Heidi dedi ki...

süpermiş...

ayliz dedi ki...

çok hoş ve çok ders çıkarılası bir hikaye
paylaşımın için teşekkürler
keşke her şerde bir hayır vardır sözünü hiç unutmasak ve hep sabredebilsek