Pazartesi, Mayıs 18, 2009
Haftasonumuz.....
Haftasonu babası ve kızları basketbol oynamaya gittiler.Sena hanımın basket kursundan önce antreman yapması lazımmış.Bende evde halı yıkadım temizlik yaptım rahat rahat..
Yeni bir haftaya daha başladık ama......yarın 19 Mayıs tatiliiiiiiiz.......
Sena hanımda artık genç oldu ya,yarın koroda şarkı söyleyecekmiş faal kızım benim. Çok heyecanlı ben ondan heyecanlı bakalım nasıl olacak.
Yeni haberler ve yeni resimlerle çarşamba günü görüşmek üzere kendinize iyi bakın,hayırlı haftalar.
İmza;haber spikeriniz Dilek.....
Cuma, Mayıs 15, 2009
Lori'cim bu resimler senin için.......

Lori'cim Serra'nın lülelerini senin özel isteğinle çektim,üşenmedim birde senin için resimledim.Tabi Serra annem ne yapıyor delirdimi acaba diye düşünmüş olabilir ama onu da saçının resmini çekiyorum yavrum diyerek susturdum.
Bu arada ablasını kitaplığının üstündeler yaramazlar,her zamanki gibi demirbaşımız Yasemin' de yanımızda.Artık annesinde nüfüs cüzdanını da isteyeceğim yakında,3 kızım olur fena mı?....Hepinize hayırlı cumalar ve hayırlı haftasonları diliyorum canım arkadaşlarım,kendinize iyi bakın.Öptüüüüümmm......
Çarşamba, Mayıs 13, 2009
Doğumgünün kutlu olsun Ceyda'm.....


Halasının balböceğinin doğumgününü bu sene anasınıfında kutladık.Çok güzel geçti,nice yıllara balböceğim 6. yaşın kutlu mutlu hayırlı olsun inşallah.Yüzündeki gülücükler hiç solmasın.
Pazartesi, Mayıs 11, 2009
Bana mutluluk veren bir yazı,teşekkür ederim Zeynepcim....
Canım Zeynepcim http://www.zeynepinguncesi.blogspot.com/ benim ve bloğum hakkında öyle güzel şeyler yazmış ki,pazartesi sendromunu bile unuttum.Sayfana da yorum bırakmak istedim Zeynepcim ama bırakamadım,sayfada hata var diyor.
Beni bir abla olarak gördüğün ve güzel düşüncelerin için sana çok ama çoooook teşekkür ediyorum canım.İyi ki sizleri tanımışım bir sürü kardeşim ve ablam oldu blog sayesinde sizleri çok seviyorum.
Beni bir abla olarak gördüğün ve güzel düşüncelerin için sana çok ama çoooook teşekkür ediyorum canım.İyi ki sizleri tanımışım bir sürü kardeşim ve ablam oldu blog sayesinde sizleri çok seviyorum.
Cuma, Mayıs 08, 2009
ANNE......
Anne rengarenk bir çiçek demetiGönülde ılık bir duygudur anne
Anne yaradanın eşsiz nimeti
İhtirassız aşka doygudur anne
Anne güldürürken ağlar kendisi
Şefkatte titreyen kaygıdır anne
Anne gönlümüzün tek efendisi
İbadet misali saygıdır anne
Anne canın ruha kavuştuğu köşk
Sevgi beşiğinde uykudur anne
Anne sinemizde tükenmeyen aşk
Hayatı anlatan öyküdür anne
(Alıntı) .
Tüm annelerin anne adaylarının anneler günü kutlu olsun.
Salı, Mayıs 05, 2009
Acının gizlediği armağan
Bir gün okyanusta yol alan bir gemi kaza geçirerek battı. Gemiden sağ kurtulan adamı, dalgalar küçük, ıssız bir adaya kadar sürükledi.
Adam ilk günler kendisini kurtarması için
Allah'a yakardı ve yardım bulurum umuduyla ufka baktı. Ama ne gelen oldu, ne giden…
Daha sonra rüzgardan, yağmurdan ve zararlı hayvanlardan korunmak için ağaç dallarından ve yapraklardan bir kulübe yaptı. Sahilde bulduğu, gemiden arta kalan konserve, pusula gibi eşyaları bu kulübeye koydu.
Günler hep aynı şekilde geçiyordu. Balık avlıyor, pişirip yiyor ve ufku gözlüyor, kendisini kurtarması için Allah'a dua ediyordu. Bir gün tatlı su getirmek için yürüyüşe çıkmıştı, geri döndüğünde kulübesinin alevler içinde yandığını gördü. Duman, dans ede ede göğe yükseliyordu. Başına gelebilecek en kötü şeydi bu.
Keder ve öfke içinde donakaldı. Şimdi bu ıssız adada, başını sokabileceği bir kulübe bile kalmamıştı. "Allah'ım, bunu bana nasıl yapabildin?" diye feryat etti. O geceyi keder ve üzüntü içinde geçirdi. O kadar dua ettiği halde, başına bu olay geldiği için sitemler etti.
Ertesi sabah erken saatlerde, adaya yaklaşmakta olan bir geminin düdük sesiyle uyandı!
Bitkin adam kendisini kurtaranlara sordu;
"Benim burada olduğumu nasıl anladınız?"
Cevap onu hem şaşırttı, hem de utandırdı:
"Dumanla verdiğiniz işareti gördük!"
.
Canımızı sıkan, göz yaşlarımızı inci gibi döküveren olaylar sessiz bir kurtuluş çağrısı, bir mutluluk davetiyesi belki de… İlk bakışta dayanılmaz gelen acı anlar, sonrasında kalbimizi kuş gibi hafifleten, ruhumuzu ısıtan tatlı tecrübelere dönüşüyor. Aydınlıkta seçemeyeceğimiz bir ışık, karanlık basınca fenerimiz oluyor. Keyfimiz yerindeyken burun kıvırdığımız tavsiyeler, yaslı anlarımızda imdadımıza yetişiyor. İyilik hallerinde sırt çevirdiklerimiz, zor anlarda sırtımızı dayadıklarımız oluyor.
Hikayede yanan kulübenin dumanıyla kurtuluş umudunun yeşermesi gibi, yaşamımızdaki kırık dökükler, yıkıntı ve ziyanlar, kayıp ve yenilgiler yenilenmenin, yeniden doğuşun tohumlarını ekiyor aslında…Acı, derinlerinde gizlenen tatlı hediyelerle dolu. Yapmamız gereken, acıyla barışıp onu çözümlemek, gizlediği armağanı kalbimize buyur etmek…
Adam ilk günler kendisini kurtarması için
Allah'a yakardı ve yardım bulurum umuduyla ufka baktı. Ama ne gelen oldu, ne giden…
Daha sonra rüzgardan, yağmurdan ve zararlı hayvanlardan korunmak için ağaç dallarından ve yapraklardan bir kulübe yaptı. Sahilde bulduğu, gemiden arta kalan konserve, pusula gibi eşyaları bu kulübeye koydu.
Günler hep aynı şekilde geçiyordu. Balık avlıyor, pişirip yiyor ve ufku gözlüyor, kendisini kurtarması için Allah'a dua ediyordu. Bir gün tatlı su getirmek için yürüyüşe çıkmıştı, geri döndüğünde kulübesinin alevler içinde yandığını gördü. Duman, dans ede ede göğe yükseliyordu. Başına gelebilecek en kötü şeydi bu.
Keder ve öfke içinde donakaldı. Şimdi bu ıssız adada, başını sokabileceği bir kulübe bile kalmamıştı. "Allah'ım, bunu bana nasıl yapabildin?" diye feryat etti. O geceyi keder ve üzüntü içinde geçirdi. O kadar dua ettiği halde, başına bu olay geldiği için sitemler etti.
Ertesi sabah erken saatlerde, adaya yaklaşmakta olan bir geminin düdük sesiyle uyandı!
Bitkin adam kendisini kurtaranlara sordu;
"Benim burada olduğumu nasıl anladınız?"
Cevap onu hem şaşırttı, hem de utandırdı:
"Dumanla verdiğiniz işareti gördük!"
.
Canımızı sıkan, göz yaşlarımızı inci gibi döküveren olaylar sessiz bir kurtuluş çağrısı, bir mutluluk davetiyesi belki de… İlk bakışta dayanılmaz gelen acı anlar, sonrasında kalbimizi kuş gibi hafifleten, ruhumuzu ısıtan tatlı tecrübelere dönüşüyor. Aydınlıkta seçemeyeceğimiz bir ışık, karanlık basınca fenerimiz oluyor. Keyfimiz yerindeyken burun kıvırdığımız tavsiyeler, yaslı anlarımızda imdadımıza yetişiyor. İyilik hallerinde sırt çevirdiklerimiz, zor anlarda sırtımızı dayadıklarımız oluyor.
Hikayede yanan kulübenin dumanıyla kurtuluş umudunun yeşermesi gibi, yaşamımızdaki kırık dökükler, yıkıntı ve ziyanlar, kayıp ve yenilgiler yenilenmenin, yeniden doğuşun tohumlarını ekiyor aslında…Acı, derinlerinde gizlenen tatlı hediyelerle dolu. Yapmamız gereken, acıyla barışıp onu çözümlemek, gizlediği armağanı kalbimize buyur etmek…
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)





Önce Ceyda yemek duası okudu daha sonra pastayı kestiler ve bir güzel yediler.

